Fener, Haliç'in güney kıyısında Balat ve Ayakapı arasında yer alıyor.
Semtin adını, Bizans döneminde Haliç surlarında yer alan Fener Kapısı (Porta Phanari) yanındaki kulede sallanan bir fenerden aldığı söyleniyor. Bu fener Haliç'in kayalık kıyılarını aydınlatarak gemicilere yol gösterirmiş.
Bizans döneminde oldukça tenha olan Fener, 1204'teki Latin işgalinde Venedikliler'in denetiminde kalmış. 1453'te İstanbul'un fethiyle Mora ve Trabzon'dan gelen Hristiyan halk buraya yerleştirildi. 1600'lü yıllarda Rum Ortodoks Patrikhanesi'nin Fener'deki Hagios Georgios Kilisesi'ni merkez yapınca semt uluslararası önem kazandı. Soylu ve varlıklı Rum aileler Fener'e yerleştiler. Galatlar'ın daha sonra yerleştikleri, Sakarya ve Kızılırmak Rumlar, Fener'de taş konaklar, yalılar yaptırdılar. Çocuklarını dil eğitimi için Avrupa'ya yolladılar. Birden fazla dil öğrenen iyi eğitimli Rum çocuklar önce bürokraside, sonra Eflak-Boğdan Prensleri, Divan-ı Hümayun ve Donanma-i Hümayun'da tercüman olarak görev aldılar.
Fener'de zengin Rum evleri, Eflak ve Bogdan beylerinin konakları, kargir yapılı, içi Türk üslubunda zengin bezemeli evler ve meyhaneler meşhurdu. Fenerliler'in yükselişi 1821'de Yunan İhtilali ile son buldu. Fener, bugün de Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi, Gül Camii (Ayia Teodosia Kilisesi), Fener Rum Lisesi, Ayia Maria Kilisesi, Bulgar Kilisesi, Kadın Eserleri Kütüphanesi gibi tarihi yapılarını barındıran bir semt.
İstanbul'un göbeğinde tarihi dokusunu koruyabilmiş, kültür zengini bir yer olduğu için, son yıllarda bölge oldukça revaçta; mimarlar, tasarımcılar, yazarlar, ressamlar ve yabancılar bölgeye oldukça rağbet etmekte ve ev alarak bölgede yaşamaktadırlar. Bölgede sonradan gelen kültür ve sanat aşığı 60 kadar aile ve ev vardır. Ayrıca Avrupa Birliği ve UNESCO bölgeyi sit alanı ilan ederek, kaynak da AB'den sağlanarak, UNESCO bölgede 126 ev ve Balat çarşısını (Çıfıt Çarşısı) restore etmiştir. Ayrıca bölge, güzel ve yaşayan kültürel dokusundan dolayı bir açık hava müzesi olarak, filmciler için canlı platodur. Bu yüzden bölgede oldukça fazla film, klip, reklam filmi ve belgesel çekilmiştir. Çekimi yapılan filmlerden bazıları şunlardır: Eşkıya, Acı Hayat, Yedi Tepe İstanbul, Alacakaranlık, Aşk Yakar, O. Çocukları, İncir Reçeli, Büyük Buluşma.
Fener Rum Patrikhanesi
Sadrazam Ali Paşa Caddesi'ndeki Patrikhane, Ortodoks Rumları'nın en kutsal mekanıdır. 1602 yılında bugünkü binasına taşınan Patrikhane, şimdiki görüntüsüne 1800'lü yıllarda yapılan esaslı restorasyonla kavuştu. Patrikhaneye üçlü bir kapıdan girilir. Basamaklardan yukarı doğru çıkıldığında ana kapı karşımıza gelir. Ana kapı, 1821 yılındaki Mora İsyanı'nı desteklediği gerekçesiyle idam edilen Patrik V. Grigorios ve üç metropolitin burada idam edilmesi anısına kapalı tutulmakta, giriş sol kapıdan yapılmaktadır. Soldaki kapıdan patrikhane kilisesi Aya Yorgi'ye geçilir. Mevcut bina 1700'lerde bazilika tipinde inşa edilmiştir. Çeşitli kiliselerde bulunan üç taşınabilir mozaik ikon da burada toplanmıştır. Bu gibi ikonlardan bütün dünyada sadece on, on beş tane bulunmaktadır. Kilisenin ikonostasionun tahta oymacılığı gerçekten etkileyici. Söylentiye göre iki usta bunun üzerinde kırk yıl çalışmış! Sağ köşede, demir kaplamasındaki açıklıktan görülen sütun parçasında bir delik var ki, bunun da İsa'nın gerildiği çarmıh olduğuna inanılıyor. Gene sağ tarafta, biri gümüş olmak üzere üç azizenin tabutu var; gümüş tabut Rusya'dan armağan: Eufemia, Teofano ve Omonia. Patrikhane'de ayrıca Rus Ortodoks cemaatinin elinde kalmış değerli dini eşyalar mevcut. Örneğin Patrik tahtı üzerine İncil konan iki masa... Tahtın ünlü Patrik ve Aziz İoannes Hrisostomos'tan kaldığına inanılıyor.
Fener Rum Lisesi (Kırmızı Mektep)
Fener'in dik yokuşlarından bakılınca görkemli, Fener'in küçük evleri arasına sıkışmış devasa kırmızı göze çarpar. 1881 yılında, mimar Dimaolis tarafından yapılan Fener Rum Lisesi nam-ı diğer Kırmızı Mektep, çok az sayıda öğrenci ile de olsa halen eğitim veren özel bir erkek lisesi. Tamamen tuğla olan bina, herhangi bir üsluba bağlı kalmadan inşa edilmiş.
Blaherna Sarayı Ayazma ve Kilisesi
Geniş ve bakımlı bir bahçede yer alan ayazma yalnız Hristiyanlar'ın değil birçok Türk'ün de şifa bulmak için ziyaret ettiği bir yer. Bizans döneminde Blaherna Sarayı'nın ayazmasıydı. Ayazmanın üstünde imparatoriçe Pulcheria bir kilise yaptırmış. Birkaç yıl sonra Kudüs'ten gelen iki Bizanslının Meryem Ana'ya ait elbiseler olduğu iddiasıyla yanlarında getirdikleri giysiler kilisede saklanmaya başladı. Böylece kilisenin önemi arttı. Fetihten 20 yıl kadar önce bu kilise, içinde Meryem'in elbiseleriyle yanıp yok oldu. Şimdi burada 1900'lerde yapılmış küçük, şirin bir kilise var. Ayazma da kilisenin içindedir.
Balat Musevi Hastanesi
Balat'ta yer alan hastanenin temeli 19. yüzyılın sonlarında dönemin Türk Yahudi Topluluğu liderleri tarafından atılmış, iki yılı süren inşaatın ardından 1898'de 'Hayatın Işığı' anlamına gelen Or-Ahayim Musevi Hastanesi hizmete açılmıştır. Or-Ahayim, yüzyılı aşkın bu sürede, Kurtuluş Savaşı ve I. Dünya Savaşı gibi zor dönemlerde askerlere sağlık hizmeti vermenin yanısıra en ileri ihtisas hastanelerinden biri olarak Türk tıbbına çok önemli doktorlar yetiştirmiştir. Hastane, Balat'ta deniz kenarındaki caddede yer alır.
Sveti Stefan Bulgar Kilisesi
Sveti Stefan Bulgar Kilisesi neo-gotik üslupta, yeşilimsi gri bir binadır. Girişte, kilisenin Viyana'da yapıldığını anlatan küçük bir plaket vardır. Yapının bütün bu olağanüstülüğünün anahtarı da bu plakettedir. Kilisenin tamamı dökme demirdendir. İçi ve dışı, her parçası Viyana'da bir fabrikada dökülüp önce Tuna, sonra Karadeniz'den taşınarak İstanbul'a getirilmiş ve burada monte edilmiştir. İçeride mermer görünümlü sütunlar bile demirden yapılmıştır. Bu farklılığı açıklayan bir efsane vardır. Osmanlı padişahı Bulgarlar'ın bu kiliseyi yapmasını pek istemiyormuş. Israr sonunda, masal hükümdarları gibi işi zora koşarak, "bir şartla, kiliseyi bir ay içinde yaparsanız, izin veriyorum" demiş. Onun için de Bulgarlar dökme demiri tercih etmişler ve bir ayda kiliseyi monte etmişler. Çoğu masal gibi bu da tarihi gerçekliği kendine göre yansıtıyor. Zamanın Osmanlı Padişahı Abdülaziz ve sadrazamı Ali Paşa gerçekten de kiliseye izin vermek istememişlerdi. 1800'lerin sonunda milliyetçilik her yerde yayılıyor, her şeyi etkiliyordu. Milletleşme yolundaki Bulgarlar, Ortodoks oldukları halde, Fener'deki Rum Ortodoks Kilisesi'ne bağlı kalmak istemiyor, bağımsız ve milli Bulgar Ortodoks Kilisesi istiyorlardı. Bu da Osmanlılar'ın fazla işine gelmiyordu. Fener'le geleneksel karşılıklı bağları, anlaşmaları vardı; ama bunun ötesinde, Bulgar milliyetçiliğinin gelişmesi durumunda, bu tepkilerin yalnız Fener'in dini otoritesine karşı çıkışla kalmayacağını, Osmanlı politik otoritesinin de sarsılacağını seziyorlardı. Ama çok fazla dayanamadılar ve izin verdiler.
Dimitir Kantemir'in Evi
Dimitir Kantemir, Boğdan hospodarlarından biridir. Osmanlı tarihi ve Klasik Türk Müziği ile ilgili sistematik ve bilimsel kitaplar yazdı. (1673-1723) Kantemir'in evinin bulunduğu bahçe, Fener'in en büyük ailelerinden Kantakuzenos ailesine aitti. Bahçenin içinde bir Aya Yorgi Kilisesi (Ayios Yeoryios) var. Ortodoksların bir adeti uyarınca, bu kiliseyi, Kudüs Patrikliği kendi Metohion'u, yani bir çeşit şubesi olarak yaptırmıştı; dolayısıyla idari olarak kilise halen de Fener Patrikhanesi'nin yetkisi dışındadır. Fatih Belediyesi ve UNESCO tarafından restorasyonu yapılan Ev ve Bahçe müze olarak açılacaktır.
Agora Meyhanesi
Balat'ın merkezindeki çarşıda en tanınmış mekanlardan biri Tarihi Agora Meyhanesi. Şarkılara konu olan ünlü meyhane, 1890 yılında Kaptan Asteri tarafından kurulmuş. Birkaç yıl öncesine kadar torunu Hıristo Dulidis tarafından işletilen Agora Meyhanesi'nin projeleri tamamlanmış olup yakında eski günlerdeki haliyle hizmet verecektir.
Balat
İstanbul'un en eski semtlerinden biri olan Balat, Haliç'in güney kıyılarında Fener ve Ayvansaray arasında yer alır. Coğrafi konumu, tarihsel özellikleri, demografik yapısı itibariyle Tarihi Yarımada içinde önemli bir yeri olan Balat, Bizans'tan günümüze kozmopolit kültürüyle dikkat çekicidir. Tarih boyunca ağırlıklı olarak Musevilerin, özellikle de "Sefaradim" diye adlandırılan İspanyol Musevileri'nin yaşadığı bir merkez olarak bilinmektedir. Musevilerin dışında Rumlar, Ermeniler ve Türkler de Balat'ta yaşamışlardır. Semtte yaşayan bu dört ayrı grubun dinsel ve kültürel izleri Bizans, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinin küçük birer örneği olarak karşımıza çıkar. Balat'ta özellikle Ortodoks Rumlar'ın kiliselerine, ayazmalarına ve okullarına rastlamak mümkündür. Bu tarihi semt bugün ise Türkler'in yoğunlukta olduğu fakir bir yerleşim bölgesi durumunda. Semtte bugün için azınlık nüfusa rastlamak pek mümkün değil. Eskiden Rum, Ermeni ve Musevilerin yaşadığı ve üç katlı cumbalı evlerde hala ayakta ancak pek çoğu bakımsız. Son dönemlerde ise yapılan restorasyon çalışmaları ile yenilenmektedir.
Ahrida Sinagogu
Ahrida Sinagogu, İstanbul'da yaşayan Museviler için en özel mekanlardan biri. Balat Kürkçü Çeşme Caddesi üzerindeki sinagog, 1400'lü yıllarda Makedonya Ohri'den gelen Yahudilerce inşa edilmiş. 600 yıla yakın aralıksız hizmet veren Ahrida, sayısız törene ev sahipliği yapmış. Yıllar boyunca birçok Bar-Mitzva* töreninin yapıldığı Sinagog'taki düğünler bütün Balatlılar'ın unutamayacakları anlara sahne olurdu. İsrailli teröristlerin Karaköy'deki Neve Şalom'a düzenlediği kanlı baskından sonra, İstanbul'daki bütün sinagoglarda olduğu gibi Ahrida Sinagogu da sadece hafta içi ve randevu alınarak geziliyor. Sinagogta her Cumartesi sabahı ayin var. Çünkü her Cumartesi Museviler için Şabat yani en kutsal gün. Unutmadan bir not: Ahrida Sinagogu'nu gezmek için 22 Aralık'ı seçerseniz, Hanuka (Işık) Bayramı kutlamalarının görkemine de şahit olabilirsiniz.
* Bar-Mitzva, 13 yaşına gelen Musevi erkek çocuğun ibadet topluluğuna kabulü ve ergenlik töreni anlamına gelmektedir.
Tarihe, kültüre, eskiye olan sevgimizi ve aşkımızı ismimizde, markamızda taşıyoruz. Kemha kelimesi Osmanlıca bir sözcük olup, sadece padişahların kaftanlarının yapılması için elde dokunan özel bir kumaş türüdür. Logomuzda kendi tasarımımız olup, modernize edilmiş bir İstanbul lalesidir.